Doktorların doktoru Dr.Emin İstanbullu
Yazaradmin Haziran 9, 2008 bölüm: Yazılar
Bindokuzyüzsenli yılların ortalarıydı. Ya 1985 ya da 1986 idi. 1985 yılının ortaları olabilirdi. Mevsimlerden yazdı. Çünkü Sosyal Sigortalar Kurumu Okmeydanı Eğitim Hastanesi’nin Başhekim Özel Kalem Müdürü Gönül Özhan’ın odasının penceresi açıktı.
Niye mi? Odanın havası değişsin diye.
Serinlemek için tabi. Hafif bir meltem rüzgarı giriyordu pencereden içeriye. Açık kapıdan da Başhekimlik koridoruna çıkıyordu.
Saat 15.00 sularıydı. Başhekim Dr. Emin İstanbullu masasına bırakılan dosyaları inceliyordu. Ben kendisini görmeye gitmiştim. Belimdeki ağrı nedeniyle. Konuşmak için dosyaları incelemesinin bitmesini bekliyordum. Hesap, kitap işi. Araya girmek olmaz. Memleket gibi hastane burası.
Her zamanki gibi makam odasının kapısı sonuna kadar açıktı. Hep açık tutardı kapısını. İşi olan, şikayeti olan hemen yanına varsın diye.
Yağız bir adam girdi içeriye. “Merhaba” dedi. “Bu içerideki doktor Emin Bey mi?” diye de sordu. Gönül hanımın yanıt vermesini beklemeden “O” dedim. “Aradığın adam. Doktor Emin İstanbullu…”
Elinde küçük bir sepet vardı. Sepetçik gibi.
“Acaba” dedi. “Beni tanır mı?”
Biz sormadan o anlattı:
“Ben onun hastasıydım” dedi. “Samsun’da. Yirmibeş yıl geçti. Tanır mı acaba beni?”
Ben Emin abimin huyunu suyunu bildiğimden lafa girdim.
“Hele şu elindeki sepeti şuraya bırak. Yanına öyle gir. Olmaz mı?”
“Niye?” diye sordu “Niye?”
“Sepeti fırlatır atar” dedim. “Seni de kovar…”
Adamın yüzünün kızardığını gördüm.
“Sepeti şuraya bıraksam olmaz mı?” dedi. Dış kapının önüne bıraktı. Açık kapının önüne geldi. İçeriye şöyle bir baktı. Sonra ürkek adımlarla içeriye yürüdü. Birkaç adım gitti gitmedi. Başhekim Emin İstanbullu’nun sesini duyduk. Adını söyledi adamın “Sen o değil misin?” dedi. Adam “Evet” dedi “Evet” Doktor Emin İstanbullu: “Şekerini kaça düşürdün?” diye sordu. O masum adam durduğu yerden ok gibi fırladı. Başhekimin masasının yanından ayaklarına kapandı. Emin abim neye uğradığını şaşırmıştı. “Sen ne yapıyorsun” dedi adama hem de adıyla sanıyla “Sen ne yapıyorsun.”
“Hiç” dedi o adam “Elini öpmeye gelmiştim amma senin ayaklarını öpeceğim.”
Doktor Emin İstanbullu bir hamle ile adamı kaldırdı.
“Hiç öyle şey olur mu?” dedi.
Samsunlu yere oturdu.
“Ben senin ayaklarını öpmeden gitmem” diye tutturdu.
Ben yerinden fırlamıştım. Gönül hanım da.
Samsunluyu oturduğu yerden kaldırdık. Emin Bey’in karşısındaki koltuğa oturttuk. Samsunlu ağlıyordu. Bir yandan da “Şuraya bak” diyordu. “Yirmi beş yıl sonra beni tanıdı” diyordu. “Hem de şekerimi sordu.” Sonra da “Adamı durup dururken Başhekim yapmazlar” dedi. “Öyle değil mi?” diye de söylendi.
Samsunlu arkadaşı yatıştırırken rahmetli arkadaşım Bülent Dikmener geldi gözlerimin önüne.
Bindokuyüzyetmişdokuz yılının nisan ayı sonlarıydı, Boğaziçi’nde Cordon Otel’de Basın Yayın ve Turizm Bakanı Alev Coşkun’un elinden “Basın Şeref Kartı”mı aldım. Başbakan Bülent Ecevit işlerinin yoğunluğu nedeniyle törene katılmamıştı. Törene katılmayan biri daha vardı. Can arkadaşım Cumhuriyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Bülent Dikmener. Biz Bülent nerede kaldı diye etrafa bakınırken, soluk soluğa gelen arkadaşım Yalçın Bayar kötü haberi verdi. “Bülent Dikmener Okmeydanı Hastanesi’nde yatıyor” dedi. “Niye?” diye sorduk. “Akut pankreas olmuş” dedi.
Tören zehir oldu. Soluğu Okmeydanı Hastanesi’nde aldık. Kapı duvar. O zamanki Başhekimin bile kim olduğunu bilmiyorum. Refakat izni alabilmek için o günkü Başhekim lütfedip odasına dahi bizi almadı. Yüzünü göremedim adamın. Cumhuriyet Gazetesi’nin sahibi Başyazarımız Nadir Nadi “Bülent’i Amerikan Hastanesi’ne alın” talimatını vermişti. Oysa Bülent Dikmener “Ben işçiyim. Benim hastanem burası” dedi. Red etti patronun isteğini.
O günkü hastaneye bak bir de şimdiki hastaneye. Arkadaşım Dikmener’i ameliyathaneye alırlarken Emin ağabeyimi evinden aramıştım “Emin abim Bülent’i ameliyata alıyorlar. Sen ne diyorsun?” diye sormuştum. O günlerde Dr. Emin İstanbullu SSK İstanbul Bölge Sağlık Müdürüydü. “Bu hastalık ameliyat olmaz” dedi. “Söyle Bülent’e olmasın ameliyat.”
“Siz söyleseniz olmaz mı?”
“Söyledim ama beni dinlemediler.”
Dikmener’i ameliyat ettiler.
Evet, 27 Nisan 1979 günü Bülent Dikmener hastanede öldü.
Cenaze töreninde Emin Abim yanıma geldi “Hepimizin başı sağolsun” dedi. Sonra koluma girdi. Zincirlikuyu Mezarlığı’ndan içeri girerken “Doğan Kardeş” dedi. “Her hastalık ameliyat olmaz. Hele hele bu hastalık. Ben Hastanenin Başhekimi olsaydım Bülent ölmezdi, ameliyat ettirmezdim Bülent’i. Tedavi ile iyileşirdi. Bıçak vurulmaz pankreasa. Şimdi anladın mı Doğan Kardeşim.”
***
Bindokuzyüzseksensekiz yılının Ağustos ayı. Milliyet Gazetesi’nde çalışıyorum. Sabah saatleriydi. Telefonum çaldı.
“Alo buyurun…”
“Doğan sen misin?”
“Buyur Emin ağabeyim”
“Bana gelebilir misin?”
“Derhal”
Kısa bir süre sonra Okmeydanı Hastanesi’nde Başhekim Dr. Emin İstanbullu’nun yanıbaşındaydım.
“Buyur abim. Ben geldim. Buyurun”
“Hele şu karşıma otur.”
“Peki. Oturdum”
“Çıkar not defterini al kalemini eline.”
…………………………………………………………
“Sizi dinliyorum efendim.”
“Ben Dr. Emin İstanbullu. Sosyal Sigortalar Kurumu Okmeydanı Eğitim Hastanesi Başhekimi.
Bütün Türkiye de tek Onkoloji bölümü bu hastanede var. Ben, sigortalı işçimin ‘sen hasta olunca ben sana bakacağım diye parasını peşin alan kurumun hastanesinin Başhekimiyim.
Benim işçim kanser olup buraya geliyor. Burada yatak sayısı belli (yer yok) diyorsun. (Git altı ay sonra gel.) Seni tedavi edeceğim. Adam köyünden kentinden kopup gelmiş. Şifa aramaya. Otelim yok ki yatırayım.
Adam ne yapıyor. Boynu bükük ya gerisin geriye dönüyor memlekete ya da otele yerleşiyor.
Oysa benim Hastanemin arazisi geniş mi geniş. Bilmem kaç yataklı Kanser Hastanesi inşa edilebilir. Planını yaptırdım. Genel Müdürlükten izin aldım. İnşaat için tahsisat çıkardık. İnşaat ruhsatı için İstanbul Büyük Şehir Belediyesi İmar Müdürlüğü’ne başvurduk. Bugün git, yarın gel diye bizi savsakladılar. Sonunda Sayın Belediye Başkanı Bedrettin Dalan ağzından baklayı çıkardı. Ben bu semte kanser hastanesini sokmam, dedi. Ben işçimin seni hasta olunca bakacağım sağlığına kavuşturacağım. Canına can katacağım, diye parasını alıyorum. Adam kanser olunca da git burada yer yok. Açılınca gelirsin diyorum. Çok hastalar otel odasında öldü. Bu mu insanlık. Ben yokum. Hem Başhekimlikten hem de hastaneden ayrılıyorum. Bu iş burada bitti…”
Ve Dr. Emin İstanbullu o güzel insan yiğit Başhekim bir daha arkasına bakmadı. 63 yaşında emekli oldu kendi isteğiyle.
Dr. Emin İstanbullu’dan sonra Okmeydanı Hastanesine atanan Profesör Dr. Ergun Göney de Kanser Hastanesini yaptıramadı. Onun çabaları da ihaleden döndü. Başbakan Mesut Yılmaz ihaleyi Karadenizli ekip kazanmadığı için feshetti. O güzel, yiğit Başhekim Prof. Dr. Ergun Göney de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne geri döndü. Hem de lanet olsun, diyerek…

Yorum Yazın