Gazeteci Nezih Demirkent usta
Yazaradmin Subat 26, 2008 bölüm: Yazılar
Hürriyet Gazetesi’ndeydim. Türkiye Gazeteciler Sendikasından istifa etmediğim için “Günaydın Gazetesi”nden kovulmuştum. Oğlum Odhan’ın doğumuna bir ay kala bir Cumartesi günü iş dönüşü kovulma mektubunu masamın üzerinde bulmuştum.
Her kula nasip olmaz. Gelin birlikte okuyalım bu tarihi mektubu:
“Sayın Doğan Katırcıoğlu.
Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Haldun Simavi’nin emirleri, Genel Yayın Müdürü Necati Zincirkıran’ın direktifleri, Yazı İşleri Müdürü Rahmi Turan’ın yazılarıyla işinize son verildiğini üzüntü ile duyururum. Çalışmalarınıza teşekkür ederiz.
Bundan sonraki yaşantınızda başarılar dilerim.
Müessese Müdürü
Kemal Kınacı.”
Oysa iki gün önce Yönetim Kurulu Başkanı Haldun Simavi beni başarılarımdan ötürü kutlamış, para ikramiyesiyle de ödüllendirmişti. Bunu bir bildiriyle de gazetenin duvarlarına asarak çalışanlara duyurmuştu.
İşte o mektuptan sonra “Bu telaşın ne?” diye soran arkadaşlara “Oğlum oldu” dedim. Bir ay sonra da eşim Meral beni mahcup etmedi. Katırcıoğlugillere Odhan’ı armağan etti. 30 Kasım 1969.
Bir sabah arkadaşım Metin Sosyal beni Basınköy’deki evimden aldı. Çalıştığı Hürriyet Gazetesi’ne götürdü. Beni Orhan Erkanlı Bey’le tanıştırdı. “İşte Doğan Katırcıoğlu” dedi.
27 Mayıs 1960 Milli Birlik Komitesi üyesi Erkanlı o zaman Hürriyet Gazetesi’nin Genel Müdürüydü. “Hoş geldiniz” dedi. “Artık birlikte çalışacağız.”
Alelacele iş akdim yapıldı. İmzalandı. “Hayırlı olsun” denildi.
Yeni ekmek kapımda gündüzleri “Haber Ajansı”nda polis muhabiri olarak, geceleri de bir alt katta Hürriyet Yazı İşleri Müdürlüğünde gece muhabiri olarak çalışmaya başladım.
1970 yılların başıydı. O akşam çok sevinçliydik. Ertesi günkü gazetenin manşeti gündüzden hazırlanmıştı: “Gazeteniz Hürriyet Bir Milyonu aştı.”
Evet o gece Hürriyet gazetesi bir ilke imza attı. Bir milyon 200 bin adet basıldı. Ne kadar güzel değil mi?
Sayın Orhan Erkanlı ayrılmış “Yeni Gazete”nin başından Nezih Demirkent abim Hürriyet’in kaptan köşküne çıkmıştı.
O akşam Yazı İşleri Müdürlüğü’nün Petek Masası etrafında herkes yerini almıştı. Odada gazetenin üç arabı da hazırdı.
Üç Arap ta kim diye aklınıza takıldı değil mi?
Yazı İşleri Müdürü Fenerbahçeli Arap Ferhan Devekuşuoğlu. Bir.
Yazı İşlerinin tam karşısında Mürettiphane’nin Sermürettibi Arap Ferit. İki.
Üçüncü Arap ise Gazeteyi basacak Rotatif’in cengaver ustası. Zor günlerin adamı Arap Sadık. Sadık Atmaca.
Engin Aktel, Yüksel Baştunç, Yalçın Kamacıoğlu, Acar Şölen, Tuncer Bicioğlu manşet üzerinde harıl harıl çalışıyorlar. Başlığın yüz yirmi punto şimşirden olmasına karar verildi. Kararı bir zamanların Yeni Sabah Gazetesi’nin Yazı İşleri Müdürü olan Nezih Demirkent abim verdi.
Hürriyet Gazetesi’nin her günkü birinci sayfası üçüncü sayfaya kaydırıldı. Erken saatte haberler kesildi. Yazı İşleri katına giriş çıkışlar kontrol altına alındı. Ziyaretler yasaklandı.
Dışarıdan gelen telefonlara kimse çıkmaz oldu. Bir tek benim telefonum çalışıyordu. Onu serbest bıraktı Nezih Abi. “Beni arayanlara ne yanıt vereceğini sen bilirsin Doğan” dedi.
Arap Ferit, manşetin provasını hazırladı. Yazı İşlerine bilhassa kendisi getirdi. İlk prova beğenilmedi. Başlık değiştirildi. Ellerindeki malzemeye göre petek masa etrafındaki müdürler manşet üretiyorlardı. Beğenilenleri bizzat Sermürettip Arap Ferit mürettiphaneye götürüyor. Hazırlanan provayı da kendisi getiriyordu.
Arap Sadık, makine dairesiyle Yazı İşleri odası arasında mekik dokuyordu. Yeni Sabah Gazetesi’nde Nezih Demirkent ile birlikte çalıştıklarından, kapıyı açıp “Hadi” diyebiliyordu. “Hadi. Tüm sayfalar hazır. Verin şu manşeti.”
Tuncer Bicioğlu’nun tasarımı ile Engin Aktel’in tasarı başlıkları harman edildi.
Manşet: “HASTAŞ’a Dur Demenin Zamanı Geldi.”
İki satır. 120 punto şimşirden.
“HASTAŞ’a Dur / Demenin Zamanı Geldi.”
O sırada benim telefonum çaldı. “Ben Suphi Baykam” dedi karşımdaki. “Lütfen Nezih Bey” “O sırada Nezih abim yanımdan geçiyordu. “Kim?” diye sordu. Ben de söyledim. “Ver telefonu bana” dedi yanıma oturdu. Hastaş’ın patronu yalvarıyordu. “Dur Nezih” diyordu. “Ne istersen. Basma rotatifin düğmesine.” Nezih Abim kızdı. “Gazete basılıyor” dedi. “Senin köstebek geç kalmış. Hadi geçmiş ola.”
Sonra bana döndü “Doğan” dedi. “Bunlar gazeteciliği ne sanıyorlar? Gazetecilik para için yapılmaz ki. Gazetecilik halk için yapılır.”
Hastaş kuruluşu ortaklarına yatırdıkları paranın kısa zamanda on katını kazanacaklarını vaat etmişti. Halk bir anda bankalara koşmuş birikmişlerini çekmiş, evlerini yok fiyatına satarak buraya yatırmıştı. Oysa kazın ayağı hiç öyle değildi…
Ne yazık ki o gece Hürriyet Gazetesi’nde “Hastaş’a Dur” manşetini atanlar arasında ortak olanlar bile vardı.
Seni kim unutur Nezih Ağabeyim. Sen Babıali’yi değil. Dünyayı düzene sokan adamdın. Seni kim unutur ki… Ben şahsen senin yolundan gidiyorum.

Yorum Yazın